12 Ağustos 2026 · Özelgül Hukuk
12. YARGI PAKETİ KAPSAMINDA DOLANDIRICILIK SUÇUNA İŞTİRAK
Dolandırıcılık suçuna iştirak bağlamında, 12. Yargı Paketi ne gibi değişiklikler öngördü?

12. YARGI PAKETİ KAPSAMINDA DOLANDIRICILIK SUÇUNA İŞTİRAK
16.07.2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilen “12. Yargı Paketi” kapsamındaki düzenlemeler arasında, dolandırıcılık suçuna iştirak konusunu da diğer düzenlemelerle birlikte daha genel bir çerçevede ele almıştık.
İlgili blog yazısına erişmek için buraya tıklayabilirsiniz.
Güncelliğini koruyan ve birçok kişiyi doğrudan ilgilendiren bu konu kapsamında; dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişilerin ceza hukuku bakımından sorumluluğunu, önceki uygulamalar ışığında da değerlendirerek açıklayalım.
*Yazıda açıklanacak düzenlemeler, yargı paketinin nihai hali olmayıp doğrudan baz alınamaz.
Dolandırıcılık Suçu ve Unsurları
Bir suçun varlığından bahsedebilmek için, o suçun anlamını bilmek yeterli gelmeyip unsurlarına da hakim olmak gereklidir. Kanuni tanımına bakacak olursak;
TCK. Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
Bu tanımdan yola çıkarak dolandırıcılık suçunun unsurlarına bakalım:
1. Hileli Davranış: Failin, mağdurun iradesini yanıltmaya yönelik icrai veya ihmali davranışıdır. Yani bu davranış yanıltmaya yönelik aktif bir eylem olabileceği gibi, bir şey yapmamak suretiyle de gerçekleşebilir. Örneğin; bir ürün satan kişinin, üründe, satışı etkileyecek derecede bir hasarın olduğunu bilmesine rağmen bunu alıcıya söylemeden tam fiyat üzerinden satışı gerçekleştirmesi, ihmali davranışla aldatmaya girer.
Ayrıca söz konusu aldatma, karşı tarafı yanıltacak nitelikte olmalı ve karşı taraf da buna aldanmış olmalıdır.
2. Zarar-Yarar ve İlliyet Bağı: Mağdurun malvarlığında bir azalma yaşanmalı ve bu azalmaya bağlı olarak failin malvarlığında haksız bir artış yaşanmalıdır. Bu yarar ve zarar ilişki arasında illiyet bağı dediğimiz ilgililik hali bulunmalı, yani mağdurun zararı ve failin kazancının sebebi failin hileli davranışı olmalıdır.
3. Kast: Fail, hileli hareketleri bilerek ve neticeyi amaçlayarak yapmalıdır.
Suça İştirak
Kısa tanımıyla, bir suçun işlenmesine birden fazla kişinin eylemlerinin sebep olması halinde “iştirak” söz konusu olur. Türk Ceza Kanunu’nda, suça iştirak iki alt başlık olarak ele alınmıştır. Bunlar; azmettirme ve yardım etmedir.
Azmettirme; aslında suçu işlemeye yönelik arzusu ya da iradesi olmayan kişiyi, o suçu işlemeye teşvik etme anlamındadır. Yardım etme ise, başka birinin kasten işlediği suça bizzat veya aslen dahil olma zorunluluğu olmaksızın, maddi veyahut manevi destek sağlama suretiyle, suçun işlenmesini kolaylaştıran eylemleri ifade eder.
12. Yargı Paketi Bağlamında Dolandırıcılık Suçuna İştirak Halinde Cezai Sorumluluk
12. Yargı Paketinde üstünde durulan husus, banka/kredi hesaplarını ve kartlarını veya kripto gibi benzeri varlık hesaplarını kullandırtmak suretiyle dolandırıcılık suçuna iştirak edenlerin durumuyla ilgilidir.
Düzenlemelerle birlikte, eğer dolandırıcılık suçuna iştirak eylemi yalnızca; haksız kazanç elde etme amacıyla, kendisine veya başkasına ait banka/kredi kartlarını, hesaplarını veya benzeri ödeme araçlarını kullandırma yoluyla gerçekleşiyorsa, iştirak edenin sorumluluk kapsamı verilecek cezanın yarı oranında olacaktır.
Geçiş hükümlerine göre;
- Karara bağlanmış olmakla, dosyası henüz istinaf veya temyiz aşamasında olan sanıklar hakkında bozma kararı verilecek ve dosyalar ilk derece mahkemelerine geri gönderilecek.
- Cezası kesinleşmiş olanlar için, mahkeme tarafından bir bildirim yapılacak ve fail, 6 ay içerisinde mağdurun uğradığı zararı, aynen iade veya tazmin etme suretiyle karşılarsa “etkin pişmanlık” çerçevesinde cezai sorumluluğa yönelik indirimden faydalanabilecek. Zararın giderilmediği halde infazın ertelenmesi veya durdurulması yönünde karar verilemeyecek.
Cezai Sorumluluğun Belirlenmesi
Cezai sorumluluk belirlenirken kullanacağımız iki temel unsur vardır:
1. Kast
2. Kişinin suça ne sıfatla dahil olduğu
Kast: Dolandırıcılık suçu kast ile işlenebilen bir suçtur. Bu durumda, suç işleme iradesiyle hareket ediyor olması, neticenin gerçekleşmesini istemesi ve amaçlaması gerekir. Bu söz konusu değilse bile en düşük ihtimalle neticeyi öngörebiliyor ve neticenin gerçekleşeceği riskini göze alarak hareket ediyor olması gerekir ki, buna “olası kast” denir.
Kastın varlığını tespit etmek adına bazı kriterler incelenir:
*Bir varlık hesabını veya kartını kullandıran kişinin, bu eylem sonucunda menfaat/kazanç elde edip etmediği,
*Hesap/kart sahibi ile fail arasında suçun neticesinin gerçekleşmesinden öncesine dayanan bir arkadaşlık, güven ilişkisi olup olmadığı,
*Hesaba gelen paranın akıbeti yani hesap sahibi tarafından nasıl kullanıldığı,
*Hesabın ne kadar süredir ve ne sıklıkla başkası tarafından kullanıldığı,
*Somut olay bazında, kişinin hesabını kullandırması veya hesabına gelen paraları başka kişilere elden ya da online sistem üzerinden transfer etmesinin, hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı.
Bunlar, tespiti, kişiye varlık hesabını dolandırıcılığa iştirak etme yoluyla kullandırma suçunu atfetmeden önce ortaya konması gereken, önem arz eden kriterlerdir. Günümüzde IBAN ve benzeri diğer online yöntemlerle, bireylerin arasındaki para transferleri oldukça kolay bir şekilde halledilebilir hale gelmiştir. Dolayısıyla, özellikle bu bağlamda, aslında iştirak niyeti olmayan bir kişinin suça dahil edilmesi, oldukça yüksek bir ihtimaldir. Bu da dolandırıcılık suçunun unsurlarından biri olan kastın yokluğuna işaret eder. Kastı olmadan hareket eden kişiye dolandırıcılık suçu atfedilemeyeceğinden, iştirak de söz konusu olamayacaktır.
Kişinin Suça Ne Sıfatla Dahil Olduğu: Bu husus için de ele alacağımız iki temel unsur vardır.
Öncelikle hesaplarını kullandıran kişi ve fail(ler) arasında, bu suçu birlikte işlemeye yönelik, önceden alınmış bir karar var mı bakılmalıdır. Bu, suç henüz icra aşamasına geçmemiş olup planlanma aşamasındayken ve aynı zamanda icra aşamasına geçildiğinde de kişi ile failler arasında ortak iradenin olup olmadığını anlamayı sağlar.
Bir diğeri de işlevsel hakimiyetin mevcudiyetidir. İşlevsel hakimiyet; kişinin, suçun tamamlanmasında önemli bir rol oynayıp oynamadığıyla ilgilidir.
Eğer hesabını kullandırtan kişi, suçun işlendiği sürecin içine tam anlamıyla dahil olmayıp maddi-manevi destek sağlama (banka hesaplarını ve kartlarını kullandırma gibi), şeklinde yardım ediyor ise, fiilin üzerinde hakimiyete sahip değildir ve iştirak söz konusudur.
Bunlarla birlikte müşterek failliği, iştirakten ayırmak gereklidir.
Müşterek faillikte; birden fazla kişinin, suçu işlemeye yönelik, birlikte almış oldukları ortak bir karar mevcuttur. Müşterek faillerin her biri suçun icra aşamasında bir şekilde bulunur ve neticenin gerçekleşmesinde de kilit rol oynarlar.
Yani aslında müşterek fail ve iştirak eden olmak arasındaki fark, kişinin fiile ne derece katılım gösterdiğiyle alakalıdır.
*5549 Sayılı, “Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunu"na göre;
Başkası hesabına işlem yapıldığının beyan edilmemesi
MADDE 15 – (1) Yükümlüler nezdinde veya aracılığıyla yapılacak kimlik tespitini gerektiren işlemlerde, kendi adına ve fakat başkası hesabına hareket eden kimse, bu işlemleri yapmadan önce kimin hesabına hareket ettiğini yükümlülere yazılı olarak bildirmediği takdirde altı aydan bir yıla kadar hapis veya beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.
Bu hüküm ve anlattıklarımız ışığında kısa bir uyarı geçmek gerekli olursa, dolandırıcılık suçunun unsurlarından biri olan kastın varlığı kanıtlanamasa dahi kişinin cezai sorumluluğu ortaya çıkabilir.
5549 Sayılı Kanun’un 15. maddesine göre kişi, banka hesabını başka birine kullandırmışsa, bunu yazılı şekilde bankaya bildirmesi gereklidir.
Banka nezdinde kimlik doğrulaması gerektiren bir işlemin, kişinin kendi adına ancak başkası hesabına gerçekleştirilmesi ve bu durumun bankaya yazılı olarak önceden bildirilmemiş olması halinde, bu hükümden doğacak cezai sorumluluktan bahsetmek mümkün olabilecektir.
Konu Bağlamında Sıklıkla Sorulan Sorular
· Bir arkadaşım "hesabıma para gelecek, IBAN’ını kullanabilir miyim?" dedi ve ben de kabul ettim. Arkadaşım bu hesap üzerinden birini dolandırırsa ben de hapse girer miyim?
Bu durumdaki sorumluluğunuz "kast" unsuruna bağlıdır. Eğer arkadaşınızın bu hesabı birini dolandırmak için kullanacağını biliyorsanız veya bu durumu öngörüp yine de hesabınızı kullandırarak riski göze alıyorsanız (olası kast), suça iştirakten sorumlu tutulursunuz. Mahkeme bu tespiti yaparken; arkadaşınızla olan güven ilişkinizi, bu işlemden bir menfaat elde edip etmediğinizi ve hesabın ne sıklıkla kullanıldığını inceler ancak dolandırıcılık kastınız olmasa bile, bankaya bildirim yapmadan başkası adına işlem yaptığınız için ayrı bir suçtan ceza alabilirsiniz.
· 12. Yargı Paketi ile banka veya kredi kartını kullandıranlar için getirilen "ceza indirimi" tam olarak nedir?
Yeni düzenlemeye göre, bir kişi dolandırıcılık suçuna yalnızca kendisine veya başkasına ait banka/kredi kartlarını, banka hesaplarını veya kripto varlık hesaplarını kullandırtmak suretiyle dahil olmuşsa bir avantaj sağlar. Bu kişilerin suça iştirak eylemi sadece bu araçların kullandırılmasıyla sınırlıysa, onlara verilecek ceza yarı oranında indirilir.
· Dolandırıcılık suçundan dolayı cezam kesinleşti ve şu an cezaevindeyim. Yeni düzenlemeden faydalanıp tahliye olabilir miyim?
Cezası kesinleşen kişiler için "etkin pişmanlık" yoluyla bir fırsat tanınmıştır. Size yapılacak bildirimin ardından 6 ay içerisinde mağdurun uğradığı zararı tamamen karşılar (iade veya tazmin) iseniz, ceza indiriminden yararlanabilirsiniz ancak unutulmamalıdır ki; mağdurun zararı giderilmediği sürece infazın ertelenmesi veya durdurulması kararı verilemez.
· Ben parayı sadece ATM'den çekip birine teslim ettim, suçun nasıl planlandığını bilmiyordum. Ben de "asıl fail" mi sayılırım?
Burada "müşterek faillik" ile "yardım etme" arasındaki farka bakılır. Eğer suçun planlanmasında yer almadıysanız ve suçun işlenişi üzerinde kilit bir rolünüz (işlevsel hakimiyet) yoksa, sadece maddi destek sağlayan bir "yardım eden" olarak değerlendirilirsiniz. Müşterek fail sayılmanız için, suçu işleme konusunda önceden verilmiş ortak bir kararın olması ve suçun icrasında vazgeçilmez bir rol üstlenmeniz gerekir.
· "Dolandırıcılık niyetim yoktu, sadece iyilik yaptım" diyerek cezadan tamamen kurtulabilir miyim?
Dolandırıcılık suçundan ceza almasanız dahi, 5549 Sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca başka bir tehlike mevcuttur. Banka nezdinde kendi adınıza ama başkası hesabına işlem yaparken bunu bankaya yazılı olarak bildirmezseniz, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Yani dolandırıcılık kastınız kanıtlanamasa bile, "bildirim yükümlülüğüne aykırılık" nedeniyle cezai sorumluluğunuz doğabilir.
· Dosyam şu an İstinaf veya Yargıtay aşamasında, 12. Yargı Paketi benim durumumu nasıl etkiler?
Düzenleme yürürlüğe girdiğinde, henüz kesinleşmemiş (istinaf veya temyiz aşamasında olan) dosyalar hakkında bozma kararı verilecektir. Bu dosyalar, yeni yasal düzenlemeler ışığında yeniden değerlendirilmek üzere ilk derece mahkemelerine geri gönderilir.
Dolandırıcılık suçuna iştirak, yalnızca bir banka hesabının veya ödeme aracının kullandırılmasından ibaret olmayan; kast, iştirak iradesi, kişinin suç üzerindeki hakimiyeti ve somut olayın tüm özellikleri birlikte değerlendirilerek hukuki nitelendirmesi yapılan bir husustur. Bu nedenle her olay, kendi maddi vakıaları çerçevesinde ayrı ayrı incelenmeli; tek bir olgudan hareketle cezai sorumluluğun varlığı ya da yokluğu konusunda kesin bir sonuca varılmamalıdır.
Bu yazıda yer verilen açıklamalar konuya ilişkin genel bir hukuki çerçeve sunmayı amaçlamakta olup, tüm ihtimalleri kapsayan kapsamlı bir değerlendirme niteliğinde değildir. Banka hesaplarının kullandırılması, IBAN transferleri veya kripto varlık hesapları nedeniyle yürütülen soruşturmalarda, olayın tüm delilleri ve tarafların iradeleri birlikte değerlendirilmeden hukuki sorumluluk konusunda kesin bir kanaate varılması isabetli olmayacaktır.
Bunlarla birlikte yazılanlar, teklif paketinin kabul edilmiş nihai hali bağlamında olmadığından bu düzenlemeler doğrudan baz alınamaz.
Hak kaybına uğramamak ve somut olaya uygun bir değerlendirme yapılabilmesi için, alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.
