Özelgül Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
← Blog

14 Ağustos 2026 · Özelgül Hukuk

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI SEBEBİYLE BOŞANMA

Evlilik birliğinin temelden sarsılması, eşler arasındaki ortak hayatın sürdürülemeyecek derecede çekilmez hale gelmesi durumunda gündeme gelmektedir. Bu kapsamda evlilik birliğini sarsan davranışlar, kusur durumu, anlaşmalı boşanma ve boşanma davasının reddinden sonra ortak hayatın yeniden kurulamaması gibi hususlar önem arz eder.

EVLİLİK BİRLİĞİNİN TEMELDEN SARSILMASI SEBEBİYLE BOŞANMA

Evlilik birliğinin temelden sarsılmış olması, kanunda düzenlenmiş tüm boşanma sebepleri arasında hem en temel olan hem de en sık başvurulan sebeptir.

Zina sebebiyle boşanmayı açıkladığımız blog yazısı için buraya

Terk sebebiyle boşanmayı açıkladığımız blog yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir genel boşanma sebebi olan “evlilik birliğinin temelden sarsılması”, eşler arasında ortak hayatı sürdürmenin artık kendilerinden beklenemeyecek derecede imkansızlaştığı hallerde söz konusu olur.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen bu konuyu, madde içeriğiyle birlikte diğer önemli hususları da dikkate alarak açıklayalım:

Genel Hatlarıyla “Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması”

Belirttiğimiz üzere bu, genel bir boşanma sebebidir. Zina, terk gibi özel boşanma sebeplerinin aksine spesifik ve tek bir hususa dayanmaz. Aksine, evlilik birliğini devam ettirmeyi engelleyecek her türlü durumu bu kapsama sokmak mümkündür.

Bu sebebe dayanılarak açılan boşanma davaları, hakimin takdiri görüşüne bırakılmıştır. Burada hakim tarafından dikkat edilen asıl kısım, söz konusu sebebin evlilik birliğini gerçekten “çekilmez” hale getirip getirmediği yönünde olacaktır.

Boşanma kararı verilmesi için taraflardan birinin evlilik birliğini kendi kusurlu davranışıyla “çekilmez” hale getirmiş olması aranmaz. Yine de uygulamada, kusurlu eşin mevcut olması, davanın sonucunu etkileyebilen bir unsurdur.

“Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması” Sebebiyle Boşanmanın Şartları

1.     Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmış Olması: Eşler arasındaki karşılıklı sevgi, saygı, güven

bağının kopmuş olması anlamına gelir.

2.     Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmesi: Sarsılma sonucu; evlilik birliği ciddi hasar görmüş olmalıdır, öyle ki artık taraflardan bu birliği sürdürmeleri beklenemez. İki eş için de durumun böyle olması gerekmez, tek bir taraf açısından evliliğin “çekilmez” hale gelmiş olması da boşanma davası için yeterli bir sebeptir.

Evlilik Birliğinin Sarsılmasına Yönelik Örnekler

*Eşe hakaret etmek, aşağılayıcı sözler söylemek

*Sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket etmek

*Alkol, madde, kumar bağımlılığı gibi sebeplerle aile birliğinin huzurunu bozmak

*Eşi; ailesi, arkadaşları veya sosyal çevresindeki diğer kişilerle görüştürmemek suretiyle yalnızlaştırmak

*Kötü ithamlarda bulunmak

*Eşin yakınlarına yönelik şiddet içerikli davranışlar

*Aşırı kıskançlık

*Düğün yapmak istememek

*Ağız kokusu

*İntihar girişiminde bulunmak

*Uzun süre cinsel ilişki kurulmaması

*Güveni zedeleyen davranışlarda bulunmak

*Hasta eş ile ilgilenmemek

*Aile sırlarını üçüncü kişilerle paylaşmak

*Kendisinden habersiz eşin parasını almak

*Kayınvalide/kayınpederin eşe olan kötü davranışlarına sessiz kalmak

*Cinsel birliktelikten sürekli ve sebep olmaksızın kaçınmak

*Müşterek çocukların veya üçüncü bir kişinin yanında eşe karşı onur kırıcı davranışta bulunmak verilebilecek birçok örnekten birkaçıdır.

Örneklerden de anlaşılabileceği üzere “evlilik birliğinin temelden sarsılması”, aslında diğer özel boşanma sebeplerini de içinde barındıran çok daha geniş kapsamlı bir sebeptir.

Kusur Meselesi

Eşlerden birinin kusurlu davranışı, davanın sonucuna yönelik karar verilirken kesinlikle aranan bir kriter olmasa da; mevcut olduğunda, davanın kabulü veya reddi bakımından etkilidir.

Madde 166/2- Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

TMK. m. 166/2 uyarınca, davacı eş daha kusurluysa; davalı eşin itiraz hakkı doğar.

Kimin daha kusurlu olduğunu belirlemek de hakimin; somut olayın özelliklerini, eşlerin özel durumlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini inceleyerek vereceği takdir yetkisine bağlı bir karardır.

İtirazın niteliği ve nasıl itiraz edileceğine yönelik farklı doktrinsel görüşler bulunmaktadır. Ağırlıklı görüş olarak bunun mahkemede ileri sürülmesi gereken bir def’i olduğu kabul edilir. Yargıtay yaklaşımlarına baktığımızda ise; eğer davacı eş tam kusurluysa, davalı eşin itirazı olmasa da hakimin kusur durumunu re’sen araştırıp buna göre karar vermesi yönünde bir uygulama söz konusudur. Yine yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre; davacı eş, boşanmaya sebep olaylarda tam kusurlu ise "kimse kendi kusuruna dayanarak hak elde edemez" ilkesi gereği davası doğrudan reddedilir.

Davalı kusur yönünden boşanma davasına itiraz etse bile, eğer itiraz, hakkın kötüye kullanılması şeklindeyse (örneğin, aile birliğini korumaya yönelik bir arzu olmaksızın itiraz ediliyorsa) ve evlilik birliğinin sürdürülmesiyle eşler veya varsa müşterek çocuklar bakımından bir yarar sağlanmayacaksa, hakim yine de boşanmaya yönelik karar verebilir.

Anlaşmalı Boşanma

TMK. m. 166/3 uyarınca, eşlerin anlaşmalı boşanma yoluyla boşanma davası açabilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması gerekir. Türk Medeni Kanunu’nda da aile, toplumun temel yapı taşı olarak görüldüğü ve kanun koyucu tarafından da aile birliğini korumaya yönelik bir tutum sergilendiğinden, bu tarz bir süre şartıyla acele ile verilecek kararların önüne geçmek hedeflenmiştir.

Anlaşmalı boşanma davasında iki tarafın ortak iradesi söz konusu olduğundan evlilik, sarsılmış kabul edilir ve hakimin re’sen bir kusur araştırması yapması gerekmez. Eşlerin boşanmaya yönelik irade beyanları yeterli kanıt niteliğinde olacaktır.

Yine de hakimin süreç içerisinde önem arz eden bazı rolleri vardır:

*Hakim, mahkemede her iki eşi de dinler; başka bir unsurun etkisi altında kalmadan kendi iradeleri ile hareket ettiklerine emin olur.

*Eşlerin anlaşmalı boşanma yolundan ilerleyebilmesi için; velayet, nafaka gibi bazı belli konular üzerinde anlaşmaya varmış olmaları gerekir. Hakim bu anlaşmayı inceler, uygun bulup bulmadığına karar verir. Eğer daha uygun olacağını düşündüğü bir durum varsa, sunulan anlaşma üzerinde değişiklik de yapabilir.

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması

Madde 166/4- Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Maddenin temel amacı, fiili anlamda evlilik kurumunun bittiği, eşlerin uzun süredir bir araya gelmeksizin ayrı yaşadığı durumlarda; artık aile birliğinin bozulduğu ve evliliğin sürdürülmesinin taraflar açısından menfaat içermediği halleri düzenlemektir.

Bu hüküm şu şartlar dahilinde uygulama alanı bulur:

*Eşlerden biri tarafından genel veya özel sebeplere dayandırılarak açılmış bir boşanma davası olmalı ve bu dava reddedilmiş olmalıdır,

*Davanın reddi kesinleşmiş olmalıdır,

*Ret kararının kesinleşmesinin üstünden m. 166/4 uyarınca en az 1 yıl geçmiş olmalı ve evlilik birliği bu süreç içinde yeniden kurulamamış olmalıdır.

Bu şartlar gerçekleştiğinde evlilik birliğinin temelden sarsılmış olduğu kabul edilir. Eşlerden birinin istemiyle, hakim herhangi bağlamda bir re’sen araştırma yapmaya gerek kalmaksızın, tarafların boşanmasına karar verebilir.

 

Konu Bağlamında Sıklıkla Sorulan Sorular

·       Boşanma davası açmak için mutlaka karşı tarafın kusurlu olması mı gerekir?

Hukuki olarak boşanma kararı verilebilmesi için taraflardan birinin mutlaka "hatalı" veya "kusurlu" davranmış olması zorunlu bir ön şart değildir; evliliğin sürdürülemez hale gelmesi yeterlidir ancak uygulamada, kimin ne kadar kusurlu olduğu davanın gidişatını ve sonucunu doğrudan etkiler.

·       Çok kusurlu olan taraf boşanma davası açarsa ne olur?

Eğer davayı açan eş, diğer eşe göre çok daha fazla kusurluysa, karşı tarafın bu davaya itiraz etme hakkı bulunur. Hukukta "kimse kendi kusuruna dayanarak hak elde edemez" prensibi geçerlidir; bu nedenle tamamen kusurlu olan birinin açtığı dava genellikle reddedilir ancak davalının itirazı sadece karşı tarafı cezalandırma amacı taşıyorsa (hakkın kötüye kullanılması) ve aile birliğinde korunacak bir yarar kalmamışsa, hakim yine de boşanmaya karar verebilir.

·     Günlük hayattaki hangi davranışlar bu boşanma sebebine örnek gösterilebilir?

Çok geniş bir yelpazede davranış bu kapsama girebilir. Sadece şiddet veya aldatma değil; eşe hakaret etmek, aşırı kıskançlık sergilemek, kumar bağımlılığı, eşin ailesine kötü davranmak, hatta ağız kokusu veya kişisel temizliğe dikkat etmemek gibi durumlar bile evliliği temelden sarsan nedenler arasında sayılabilir.

·       En hızlı nasıl boşanılabilir? "Anlaşmalı boşanma" şartları nelerdir?

Eşler boşanma ve sonuçları (nafaka, velayet vb.) konusunda hemfikirse, en az 1 yıl sürmüş bir evlilikten sonra anlaşmalı boşanma yoluna gidebilirler. Bu durumda hakim kusur araştırması yapmaz; sadece tarafların özgür iradeleriyle karar verip vermediklerini kontrol eder ve sunulan anlaşmayı onaylar.

·       Mahkeme boşanma talebimizi reddederse bir daha hiç boşanamaz mıyız?

Eğer açılan bir boşanma davası reddedilirse ve bu karar kesinleşirse, tarafların beklemesi gereken bir süre vardır. Bu kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıl boyunca eşler bir araya gelip ortak hayatı yeniden kuramazlarsa, evlilik birliği kanunen sarsılmış sayılır. Bu sürenin sonunda eşlerden birinin başvurusuyla hakim, başka bir araştırma yapmadan boşanma kararı verir.

Sonuç olarak, evlilik birliğinin temelden sarsılması, Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen en kapsamlı ve uygulamada en sık başvurulan boşanma sebebidir. Her olayın kendine özgü koşulları bulunduğundan, boşanma davasında iddiaların doğru hukuki gerekçelerle ileri sürülmesi, delillerin eksiksiz sunulması ve hak kayıplarının önlenmesi büyük önem taşır.

Bu nedenle sürecin en doğru şekilde yürütülebilmesi için alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, hem dava sürecinin etkin yönetilmesi hem de tarafların haklarının korunması açısından önemli bir avantaj sağlayacaktır.